Gazi Paşa Hazretleri bugün öğle namazını büyük bir cemaatle Zağnos Paşa
Camiinde kılmışlardır. Namazda şehitlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunan
Mevlitten sonra Paşa Hazretleri minbere çıkarak şu hutbeyi okumuşlardır:
“Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın güvencesi, sevgisi ve hayrı
üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Allah tarafından
insanlara gerçeği bildirmeye görevli elçi olmuştur. Hayatı düzenleyen temel
kurallar hepinizce bilinmektedir ki, yüce Kuran’da yazılı bulunmaktadır.
İnsanlara duygu güzelliği ve bolluğu veren dinimiz son dindir. Mükemmel ve
kusursuz dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve
uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasa idi, bununla diğer ilâhi
doğa kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü varlığın bütün
kanunlarını yapan Yüce Allah’tır. Arkadaşlar, Peygamber çalışmalarında iki
göreve ve iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi
idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Peygamberin kutsal yolunu
izleyerek bu dakikada milletimize, milletimizin bu gününe ve geleceğine
ilişkin hususları görüşmek amacıyla bu kutsal yerde, Allah’ın huzurunda
bulunuyoruz. Beni buna kavuşturan Balıkesir’in dindar ve kahraman
insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu nedenle büyük bir sevaba
erişeceğimi ümid ediyorum.
Efendiler, Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp, kalmak için
yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve ibadetle
birlikte din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek yani görüşüp,
danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her şahsın zihnen, başlı başına
faaliyette bulunması zorunludur, işte biz de burada din ve dünya için,
geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler
düşündüğümüzü ortaya koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek
istemiyorum. Hepinizin düşündüklerim anlamak istiyorum. Milli emeller, milli
irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin
arzularının, emellerinin toplanmasından elde edilen sonuçlardan ibarettir.
Bu nedenle benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı
rica ederim.”
Paşa Hazretleri daha sonra minberden aşağı inmişler ve çeşitli şahıslar
tarafından yirmiden fazla sorulan sorulan dinledikten sonra cevaplarını
vermişlerdir. Hutbeler hakkındaki ilk suale cevap olarak demişlerdir ki;
“Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin tarzı,
milletimizin duygulan, düşünceleri, dili ve ihtiyaçlarıyla uygun
görülmemektedir.
Efendiler, hutbe demek halka hitab etmek, yani söz söylemek demektir.
Hutbenin anlamı budur. Hutbe dendiği zaman bundan birtakım kavram ve
anlamlar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen
demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber zamanında, hutbeyi kendisi okurdu.
Gerek efendimiz ve gerek ilk dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız,
görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o
günün sorunlarıdır, o günün askerî, idarî, malî, siyasî ve toplumsal
konularıdır, İslâm Ümmeti çoğalıp, İslâm ülkeleri toprakları genişlemeye
başlayınca, Yüce Peygamberin ve dört halifenin hutbeyi her yerde doğrudan
kendilerinin bildirmelerine imkan kalmayınca söylemek istedikleri şeyleri
duyurmalarına birtakım şahısları görevlendirmişlerdir. Bunlar herhalde en
büyük yöneticiler idi. Onlar, camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı
aydınlatmak ve irşat için ne söylemek gerekiyorsa söylerlerdi. Bu tarzın
devam edebilmesi için bir şart gerekiyordu. O da milletin başı olan şahsın
halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel
durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey açık söylendiği
zaman halkı beyni çalışır halde bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin
zararına olan şeyleri kabul etmeyerek şunun ve bunun arkasından
gitmeyecektir. Ancak, millete ait olan işleri, milletten gizlediler.
Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir dilde olması ve onların da bugünkü
beklentiler ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, halife ve padişah adına
taşıyanların, yönetimi altında bulunanlara söz hakkı ve hareket serbestisi
vermemeleri halkı arkalarından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.
Hutbeden amaç, halkın aydınlatılması ve irşadıdır, başka bir şey değildir,
yüz, ikiyüz, hatta bin yıl öncesi hutbeleri okumak, insanları bilgisizlik ve
dalgınlık içinde bırakmak demektir. Hatiplerin herhalde halkın kullandığı
dil ile görüşmesi zorunludur.
Geçen yıl Millet Meclisi’nde söylediğim bir nutukta, demiştim ki; (minberler
halkın beyinleri, vicdanları için bir ilim, bir nur kaynağı olmuştur.)
Böyle olabilmesi için minberlerden yansıyacak sözlerin bilinmesi ve
anlaşılması ve gerçek ilim ve fenne uygun olması gereklidir. Saygıdeğer
konuşmacıların siyasi, sosyal ve medeni gelişmeleri her gün izlemeleri
zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış bilgiler verilmiş olur.
Bu nedenle hutbeler Türkçe ve zamanın gereklerine uygun olmalıdır. Ve
olacaktır.”
Elvankent Etimesgut/ANKARA
TEL: +90 (312) 261 56 96 FAKS: +90 (312) 261 22 33 Tüm hakları saklıdır. 2011-2012 eğitim Öğretim Yılı Programı. Web Master By Alpinamin Constantine